Yazı Tarihinde Bir Kahramanlık Hikayesi
 
BOBEDAK Tarihinde Bir Kahramanlık Hikayesi

Şimdi sizin Bozdağ Kampı için yollara düştüğünüz şu günlerde biz geçen sene Anadolu ve Karadeniz zirveleri için yollara düşmüştük,günü gününe tuttuğum notlarla hikayemiz aynen şöyle başladı;

Yazan:Dağlar Kızı

“Bu gün 23 Nisan neşe doluyor insan” der gibi 28 Temmuz 2006’yı 29’a bağlayan gece 00.30’da düştük yollara 12 kişi, “hayırlı yolculuklar dilekleriyle…

Sanırım Kula’da mola verip sabah Konya’da olucaz.

Sabah 8.30 -9.00 arası Konyaya varmadan 40 km önce Ladik denilen yerde mola verip meşhur yoğurdu ile kahvaltı yaptık(Annemin yoğurdu kadar güzel olmasa daJ).10.00-10.30 suları Konya’da Mevlanayı ve çarşısını gezip Niğde’ye doğru yola çıktık. Aynı gün öğleden sonra 16.00 suları Niğdeye bağlı ama Niğde’den uzakta ilk yerimiz olan Demirkazık Dağlarında’yız. 3937 m. Yükseklikteki Demirkazığa Aladağlar güzergahından başladık.Bu gece buradayız,Dağcılık federasyonunun şenliklerine katılıcaz, kamp yerimize vardık ve çadırlarımızı kurduk.

12 kişi 30 temmuz 2006 Pazar sabahı 4’te kalktık ve 5’te tırmanışa başladık, Cinbarboğazı,Dipsizgöl parkurundan Demirkazık Narpuz Külahı hedefine varamadan Cinbarboğazında 1 fire verdik, Narpuz Külahına gelemeden de içimizden 1 arkadaş dik yokuşu,kayalıkları ve kayan taşları görünce kendine güvenemeyip geri döndü.Kalan 9 kişi ile bizler nihayet Narpuz külahına kadar vardık,zirveye adımlar kalmıştı ama biz zirvemizi yapmıştık,bundan sonrası öylesine dik ve kayalıktı ki biz artık bitik olduğumuz için vazgeçtik.Ama içimizden en kahraman Hocamız Kazım Bey,Ahmet Ağbi ve Mehmet Bey o deliliği yapıp yaşamları pahasına devam ettiler 3765 m. Ben ve Cahit Bey’de biraz dinlendikten sonra kıskanıp peşlerine takıldık,ama Üstad Nasuh Mahruki’yi gördüğümüz yerde kaldık ve koyu bir sohbete başladık.Dönüşümüz uzun, zor ve keyifliydi, ekibimizle çarşaktan aşağı Ahmet abi ile keyifli bir iniş yaptık. Dönüş yolu öyle uzundu ki aramızdan Yıldız abla sakatlandı, kurtarma için Akut yardımcı oldu sağolsunlar. 20.30-21.00 gibi nihayet çadırlarımıza ölmüş vaziyette vardık. Geç saate vardığımız için bu geceyide Niğde Demirkazık kampında geçiriyoruz…

31/07/2006 pazartesi sabah 7’de katlık ve 8.30’da Kayseri’ye doğru yola çıktık.Vakit az çıkılacak zirve ve katedilecek mesafe çoktu…Kayseriye vardığımızda saat 11’di ve hocamız 1 saatlık mola verdi.Biz 3 kız aç olduğumuz için gezmeye fırsatımız olmadan, nefis bir kahvaltı ve üzerine harika bir döner yedik(Valla İzmir’de bile böylesini yemedim)Koşar adımlarla aracımıza doğru giderken Kayserinin meşhur pastırmasını alamasam da sucuğunu aldım.Bu arada söylemeden geçemiyeceğim bütün Kayseri halkı çok yardımseverdi.

2. kamp yerimiz Erciyese doğru yol aldık ve öğle vakti Erciyesin yamacındaki buz gibi Tekir Yaylasın’dayız.Kamp yerimizin karşısında ülkü ocaklarının şehir gibi büyük bir obası vardı.

1 Ağustos Salı sabahı yine 4’te kalktık ve 5’te Erciyes zirveye doğru yola çıktık. Her iki tarafıda uçurum olan Dinazor Sırtı dedikleri müthiş bir sırttan çıktık,öyle biryer vardı ki geçmek için atlamak gerekiyordu, buda oldukça tehlikeliydi, itiraf edeyim çok korktum. 5 saat sonra 10’da zirvedeydik. Daha doğrusu zirveye 20m. falan kalmıştı zorladık ama kar ve kopmak üzere olan kayalar engel oldu, belli bir noktaya tekrar geri döndük.Ama hocamız kararlıydı ben hasta olduğum ve birazda korktuğum için, benim gibi Turdal Ağbi’de çıkmadık zirvenin hemen altında bıraktık.Ama vazgeçmeyen arkadaşlar Kazım bey,Sevilcan,Mehmet Ali Amca, Ahmet abi,Cahit bey,Bülent Bey,Mehmet bey o zorlu zirveye varma pahasına dağın etrafına bir kez daha dönerek bu işin sonunu getirdiler ve zirveye bayrağı diktiler. Akşam 5 gibi artık herkes kamp alanına dönmüştü, tabi biz 2 saat önceden dönmüştük.Alel acele hemen yanımızda kı tesisin derme çatma bir yerinde duş alıp çamaşır yıkadık,sonrada hep birlikte yemeklerimizi yiyip toparlandık.”Heyt be bu ne enerji Sanki bütün gün tırmanan biz değildik” Akşam 8 gibi Erciyes Kayseriden ayrıldık.

Gece boyu müthiş kaptanımız Hakan abi yol alarak Sivas ve Erzincan’ı gectik sanki ağustos değildi,hava müthiş soğuktu.Erzurum’a varmadan sabah 6.30-7.00 gibi bir benzin istasyonunda kahvaltı yaptık, bu şartlarda benzin istasyonu, dağın başı hiç fark etmez karnımızı doyurabildiğimiz her yer bizim için çok lüks,o zeytin,peynir,ekmek bizim için inanılmaz lezzetli idi.Erzum’u gezemeden sadece içinden geçerek sabah 11 gibi Tortuma varıp sabahın o saatinde şu ana kadar hiçbir yerde yemediğim nefis lezzetli cağ kebaplarını yedik,(saydık Yıldız Abla tam 12 şiş yediJ)

2 ağustos Çarşamba Erzurum Tortum’dan sonra Artvin üzerinden müthiş Karadeniz yolculuğumuz başladı.Akşamın dördüne kadar müthiş çağlayanların aktığı, yeşil örtünün içinden 3. zirvemiz olacak,Kaçkar’ın yamacına vardık. Hocamız yarın Kaçkara çıkmak eşyalarla zor olduğu için önce katırcılarla anlaştı.Arkasından vazgeçti ve pansiyonda kalmaya karar verdik.Akşam üstü olmuş ve bu satırları o tarihte gürül gürül akan çağlayan sesleri eşliğinde,harika doğa manzarası olan pencerenin kıyısından yazıyorum.Erken yatmak lazım sabah yine 4’te yollardayız.Bu defa Kaçkara….

5’te Kaçkar’a yolculuğumuz çağlayanların kıyısından dağ çilekleri eşliğinde yukarı doğru başladı.Orda ki asıl kamp yeri Dilberdüzü yaylasında konaklayan daha doğrusu trans yapan bir sürü çadır vardı.Buradan sonra daha da dikleşti yolculuk,artık ayaklar değil ellerle de tırmanmaya başlamıştık.Uzun bir tırmanıştan sonra Karlı dağlar arasında muhteşem görünümdeki Deniz Gölüne vardık.Zirve burasıdır diye düşünürken ordan sonra daha yaklaşık 300 m.lik bir tırmanış bizi bekliyordu.O yükseklikte yeşil kalmamıştı artık, zaten çıktığımız 3 dağda da yükseklikten dolayı yeşil örtü yoktu. Oksijen azaldıkça Mehmet bey ve benim dudaklarımız patlamıştı artık.Doğanın bize sunduğu suyun içmenin dışında hala bir şey yememiştik, zaten doğruda buydu birde yeseydik tok karınla hiç çıkamazdık, zirveye görene dek kuru üzüm,kayası,fındık gibi enerji yiyecekleriyle idare ittik.Bir inip bir çıkarak,hatta sürünerek, “yeter artık ben yapamıyacağım 8 saattir tırmanıyoruz ve dermanım kalmadı” diye isyan ederek,ha bıraktım ha bırakıcam düşünceleriyle 12.45’te 3957m. Yüksekliğindeki Kaçkar’ın zirvesindeydik nihayet. Nasıl anlatsam bilmiyorum buraya ulaşmak insanın kendi ruhunda da ulaştığı zirveydi sanki, bu duyguyu anlatılmaz yaşanır; bulutların üzerinde zirvedeydik,isimlerimiz yazıldı tek tek zirve defterine “işte biz çıktık buraya ve belgeledik” varsa bir baba yiğit çıksın der gibi,o coşkuyla dualar ettik, bayrağı diktik.Açlığımızı bile unutmuştuk, ama akşamdan hazırladığımız ekmek içi tuzlu zeytin kumanyamızı afiyetle pirzola yer gibi yedikJDönüşte uzun oldu tam 14 saat sonra 7’de pestil olmuş bir halde pansiyondaydık, müthiş bir mutlulukla ve yorgunlukla sızdığımızı hatırlıyorum en son…

Olgunlar yaylasındaki pansiyonumuzdan 4 Ağustos 2006 Cuma sabah 10’da ayrıldık.Barhal Yusufeli üzerinden Artvine doğru yola çıktık, öğle yemeğini Artvin de yiyip, ordan ver elini Ayder Yaylası (akşam vardık)

Artık bundan sonrası Turistik geziydi, tırmanış yok.6 ağustos cumartesi Ayder’den ayrıldık.Horon tepemedim kursağımda kaldı ama Ayder yine çok güzeldi. Cumartesi günü ancak Uzun Göl ve Sürmene Manastırı yapabildik ve ancak Trobzona kadar gittik Artık yolculuk ve yorgunluk tüm güzelliklerine rağmen bayamaya başlamıştı.Trabzon’daCahit bey aramızdan ayrıldı,uçakla döndü.Doğrusu Trabzon beni çok şaşırttı , beklediğimden çok daha modern, lüks, büyük ve güzel bir şehirdi,bir kısımımız dinlenmeyi seçti, biz Alsancak vari caddelerini gezdik, sahilinde yürürken çay bahçelerinden birine girdik,gördüğüm manzara ilginç ve eğlenceliydi herkes tepiyordu tabi bende daldım aralarına hevesimi aldımJşarkıcılar, mega show çok eğlenceliydi.

Bu sabah 07/08/2006 Pazar 8’de ayrıldık Trabzon’dan.Dönüş yolunda Giresun’dan ezme fındık,Ordu’dan taze fındık aldık Samsun’da öğle yemeğimizi de yedikten sonra Çoruma az kaldı dönüşümüz devam ediyor….

BİTTİ

Hocamız Kazım Beye bizleri götürdüğü için,renkli ve yardımsever kişiliklerinden ötürü ekimizdeki herkese,ama özellikle benim yapabileceğime inanan ve beni cesaretlendirip,hayatımda böyle bir şey yaşamama vesile olan Ahmet Ağbi’ye çok teşekkür ederim.

Darısı bunu yaşayamayan herkesin başına ve umarım Eylül ayında Kaz Dağlarının zirvesinde