AĞRI DAĞI KUZEY BUZULU ZİRVE TIRMANIŞI - 30 AĞUSTOS 2008 ZAFER TIRMANIŞI

"Sevgili Bobedak üyeleri, salı akşam İzmir'e indiğimizden bu ana kadarki zaman içersinde sizlerden gelen o sıcak, o içten mesajlarınızı ancak okuyup cevap verebiliyorum. 30 Agustos Zafer tırmanışına katılan grubun sorumlusu olarak sizlere cevap vermekte geciktigim için özür diliyorum, ama inanın ki daha henüz tam olarak kendimize gelebilmiş degiliz.Bu yazıyı zirvelerden deniz seviyesine inmenin vucut üzerindeki olumsuz etkisini yok etme çabasıyla yazdıgımı bilin.Sürçü lisan edersem affeyleyin.
Sizlere yolculuk öncesi veda mesajı atmak istedik en azından helallik almak için ama bir çoğunuzun belki bilmediği o kadar stresli ve tempolu problemlerle savaşmaktan sesimiz çıkmadı.Bırakın uçağa bindigimiz anı Iğdır'a vardığımızın ertesi günü bile çıkıp çıkamıyacagımız hala belirsiz idi.Sessizliğimiz hızlı değişen gelişmelerle dahada derinleşti.Bildiginiz üzere Bobedak camiasını temsilen sevgili Baskanımız Kazım Atalan yaklaşık 3 ay önce resmi başvurumuzu yapmış ve katılım şartlarına harfiyen uyan bir hazırlık aşamasına girmiş idik.Bu rahatlıkla uçak biletlerimiz ve gerekli kalınacak yerler ayarlanmış idi.Kulübümüzü temsilen 4 sporcu kontenjanımızı doldurarak Ağrı' ya Kuzey buzul tırmanışını yaparak gecen yıl açılan bu zorlu parkura ismini yazabilme fırsatı yakalayabilen azınlığa dahil olmanın heyecanı vardı.Bu heyecan ve motivasyonla Ahmet Çetin arkadasımla sıkı bir antreman ve hazırlık dönemi yaşadık.Diğer arkadaşlarım da birçok zirvelerle kendilerini hazırlıyorlardı .Vakit yaklaştıkça heyecanımız da arttı. Kulağımıza gelen bir çok tehlike ve zorlukları duymazdan gelerek, olumsuzluklara kendimizi adapte ederek ama hiçbir zaman da küçümsemiyerek;PKK nın 3 alman dağcının kaçırılmasıyla Ağrı dağı'nın tırmanışlara kapatışmış olmasını bile düşünmeyerek son 3 güne kadar geldik.Sevinçliydik Ağrı dağı tırmanışlara açılmıştı.Ve şartnameler tekrar yayınlanmış, PKK nedeniyle eksik olan basvuru sayısını tekrar tamamlamak niyetini TDF dile getirmişti.Bu gelişmeyle M.Ali Kara abimiz de ferdi basvurusunu yaptı.Son gün gelen haberle hepimiz yıkıldık. TDF Baskanı Alaettin Karaca kendi şahsi düşünceleriyle son gün listeleri başvuru sartlarına uyup basvuranlar olarak değil, kendi belirlediği şekilde hazırlamıştı.Gerekçesi, benim gibi iileri kar-buz egitimi sertifikası olmayan arkadaşlar katılamazdı.Bu sadece bizim degil İzmir'li bir çok kulübü ve dağcıyı derinden üzmüştü.Ki bunların arasında 7000m' lik zirveleri basarıyla yapmış kişiler de vardı.
Üzüntümüzü anlatmak mümkün degildi. Cahit ve Serkan arkadaşım bu tatsız gelişme ve belirsizlik üzerine vazgeçtiler.Federasyonun bütün mercileri ile temasda olmamıza karşın sonuç olumsuzdu.Yılmadan yerinde mücadele etme kararlılığı ile 3 kişi yolumuza koyulduk.Bu çaresiz koşuşturmalar içersinde bu yolda kader birligi içersinde olacağımız ve kendileri de listeden çıkarılan Iğdırlı Alican, Gürbüz, İsmail Alkazak kardeslerle tanıştık ve bize bir ömür unutamıyacagımız bir destekle Iğdır'dan ayrılıncaya kadar izinlerimiz dahil herseyimize koşarak beraber zirveye çıkma keyfini de yasattılar.
Yeri gelmişken büyük küçük bütün Alkazak ailesine  bize evlerini açıp misafir ettikleri için tüm dertlerimize derman olup güç verdikleri için tekrar tesekkür ederiz.
Lafı çok uzatmak istemem sevmem de ama şu 9 günde yaşadıklarımız inanın ki kelimelere zor sığar.Ne biz tam anlatmayı başarabiliriz ne de tam anlamayı.Alican Alkazak'ın çabasıyla alabildigimiz izinle 28 Ağustos Perşembe sabahı Korhan Yaylası jandarma karakoluna ulaştık.Federasyon daha toparlanmamıştı bile.Bizle beraber izin alma kararlılığını ve azmini gösteren İzmirli 5 kişilik bir grup dahil biz 6 kişi toplam 11 kaderiyle savaşan, 80 kişi federasyonla olmak üzere yaklaşık 90 kişi hazırdık bu zor yolculuğa.Eşeklere ilk yükü bağlayan grup olmamıza rağmen düzene saygımızdan Federasyonun arkasından yürüyüşe başladık.Daha yürüyüşe başlamadan sevgili yoldaşım Ahmet'in şiddetli ishal ve kusmaları ile moraller yine bozuldu.O kadar olumsuzluktan sonra kolay pes etmemeyi ögrenmiştik, zaten bizim hedefimiz zirve idi ne olursa olsun.Aşağıda birbirimizle öyle helalleşip öyle sözleşmiş idik.Ortak çantamızı ben sırtlanıp moral ve sağlık verme çabasıyla yola koyulduk ama hiç belki şimdiye kadar çıkmadıgımız kadar dik hiç yürümediğimiz kadar uzun bir etap olacaktı.Kısa ama sık molalarla Ahmet yığılana dek yürüdük.Sonra tekrar iman tazeleyip tekrar ve tekrar diyerek 3200 kampına ulaştık.Hemen arkadaşların kurmuş olduğu çadıra Ahmet'i yatırıp kendi çadırımızı kurdum.Ahmet'e sıcak bir çorba takviyesi yapıp dualarla dinlenmeye aldık.Sabaha kadar besin ve ilaç takviyesi ile sevgili Ahmet sabaha yine içindeki o azimle dimdik ayakta idi.Halsiz olmasına rağmen çadırımızı toplayıp adam başı yaklaşık 35 kilo olan yükümüzü 28-30 lara çekip geri kalanı 3200 kampında M.Ali Kara'nın çadırında bıraktık.Yaklaşık federasyondan 15-20 kişi 4200 kampını zorlu bulup çıkmayıp zirve yarışına 3200 de pes dediler.Biz Ahmet'i ayakta görmenin sevinci ile sırtımıza yükümüzü alıp zorlu 4200 kampına dogru hareket ettik.Sağ salim 4200 kampına vardığımızda zorlu bir geçitten geçtigimizi tartışacak kadar bile zamanımız kalmadı.Tekrar çadır kur ve daha soluk almadan sanki baska bir dünyadaymışız gibi hava sertleşti ve çadırları yerinden sökecek kuvvette (saatte 80-90 km) bir fırtına ardından dolu basladı.Hersey 15 dk'da  değişiverdi.O zaman Ağrı dağının daha bir çok sürprizi olacağını anladık.Bir önceki güne göre geriden başlayıp önlere yerleşmenin keyfince Ahmet'le ikimiz gücümüzü test ediyorduk.Bu antremanlardan kalan bir gelenek haline gelmişti.Şartlar zorlandıkça bir kademe daha sert oluyorduk biz de.Çadırımız 30 dk içinde yarı yarıya kara gömüldü diyebilirim. Fırtına işi daha da zorlaştırıyordu. Yükseklere çıkıldıkça oksijen azlığı daha da gösteriyordu kendini.Sular donmadan suyumuzu almalıydık.Ertesi sabah zirve için sıcak suya ihtiyac vardı.Buralarda dere denecek kadar kuvvetli akan suyun o soğukta bile nasıl çaresiz donduğunu gördük.Uykuya çekildik ama uyku belki zirve heyecanı (ki haklı olarak o kadar çaba sarfettik ki sizlerle onda birini paylaşabildim) belki oksijen azlığı ile bizden bir haber idi.Grubumuzda herkes teker teker hastalanmaya baslamıştı bir tek ben ve M.Ali Kara hariç.M.Ali abinin gizli gizli çok bahsedip bir türlü göremediğimiz kavurmalarını yediğinden artık emindik.Ben ise hastalanmak gibi bir lüksümün olamıyacagını iyi biliyordum.Uykudan vazgeçip herkesin ilaç ve vitaminlerini dağıtarak duaya yattık.Gece bitmedi.Uykusuz uykusuz sabah 3.30 da kalkıp savaşa giden askerler gibi ekipmanlarımızı kuşandık.Gece gelen hastalık ve kusma seslerinden sabaha kaç kişi devam edeceğimiz hep sürpriz oluyordu ve hala fire vermeksizin devamdı.Bizim ekip 6 kişi herkes bir birine güç vererek ayakta idi.Yüzler yine güldü.Saat 4.30'da  federasyonun bir önceki günkü kötü hava sartlarından olumsuz etkilenmelerine ragmen yola çıkıldı.1 saatlik bir yürüyüşden sonra kramponlarımızı giyip 6 kişi ip birliğine girerek helalleşip zirveye doğru yola koyulduk.Yine aynı nezakettten, önce federasyonun gitmesi bu sefer can güvenliğimiz için önemli idi.Bir akşam öncesi kar fırtınası bürün yarıkların ağzını kapatmıştı.ve çok dikkatli olmalıydık.Bugün son günümüzdü ve başarmadan ne eve ne de Bobedak'dan içeri girmeye niyetimiz var idi.Dikkatli emin adımlarla buzulda yükselmeye basladık.İlk buzul yarığı o kadar öncü grubun çizgisinde gitmemize ragmen sag ayağımı kaptı sanki herkes yıllarca çalışmış gibi destekle atlattım.Yükseldikçe zorlanan arkadaşların sesleri yükseliyordu ama arayı açmadan yükselmek zorundaydık.M. Ali abinin sıkıntıları artık kendini aşmaya baslayınca 4500 metrede ip birliğinde çıkarak dönüşe geçti.4200 kampında rahatsızlanıp ya da gelmeyenlerle birlikte grubun yarısı aşağıda yarısı yukarıda idi.Her 100 m. yükseldiğimizde önümüzden bir kaç kişi geri dönüp pes ettiklerini gördükçe daha sıkı sarıldık.3,5-4 km bulan bir buzul vardı ve yarısını aşmıştık.önümüzde inönü tepesini bize gösterecek zorlu son bir sırt kalmıştı ve sonra zirve sırtı.kalan beş kişi tek yürek sessiz buzul yarıklarından atlayarak İnönü tepesine geldik.O anı, zirveyi ilk gördüğümüz anı ömrümce unutamam.Önümüzde duruyordu
En az 6 aylık bir emek.Bir çok stres ve telaş, bir çok hasret.Ve ben canım oğluşumu 39-40 derece ateşlerde bırakıp da gelmiştim.İnanın sonrasını hiçbirimizin tam hatırladıgını sanmıyorum.Zirve göründü ve biz o 1 saatlik mesafeyi nasıl katettik.Bizden 1 saat önce cıkan federasyona nasıl yetiştik ve zirvede patlayan fırtınaya nasıl direndik.Çıglık bile atamadık ben önceleri şakaya vurulan gün geçince anlaşılacak olan en büyük dileğimi yerine getirip oğluşum Berke Doruk'un göbek bağını zirveye buzulu kazıp gömdüm.O kadar sıkıntının sonucunu görebilmenin mutluluğuyla fotoğraflar cekildi.Kopan fırtına ile herkes hızlıca inise geçerken biz hala şaşkındık.Geriye kalan 5 kişi başarımızı kutladık.Fırtına 5 dk önce geçen kişiden bir iz bile bırakmıyordu.Daha hızlı inip bir yarığa düşmeden gitmek gerekiyordu. Kazasız bir zirveden sonra 4200 kampına vardık.Zirve mutluluğunun yanında o kadar zaman içersinde ilk kez çamursuz bir su içebilmenin de mutlulugu var idi.Bir önceki gün kopan fırtınanın tekrar kopacağı bilinci ile herkes çadırını toplayıp 3200 e inişe geçmişti bile.Biz bu hazırlıksız yakalandığımız gelişme ile fırtınadan 5 dk öncesi ucu ucuna kurtulduk diyebilirim. 17 saat sonra tekrar çadırımızın içersine girdiğimizde yorgun ama gururlu idik.Ertesi sabah Korhan yaylasına inerek zaferimizi kutlayabilirdik. Bizim için gerçekten bir zafer idi.Gece cok az bir uyku ile sabah esyalarımızı toplayıp katırlara yerleştirip geri kalan eşyamızı zirve çantamıza doldurup inişe gectik.ve hala nasıl çıktık diye inanamadıgımız 3-5 tane mahmut dagı kadar dik sırtlar atlatıp, bize İbrahim Alkazak'ın unutamıyacagımız karpuz kavun peynir ekmek süpriziyle en önde diğerlerine 1 saat fark atarak kavuştuk.
Cümlelerin sonu zor gelecek ama kimseyi de cok sıkmak istemiyorum. Son olarak şunlarıda bilmenizi isterim.Öncelikle desteğini yüreğinde hissettiren tüm arkadaşlarımıza teker teker teşekkürler.İnanın hepinizin yüreğiyle hepinizin sevgisiyle hepinizin ayaklarıyla oraya çıktık.Ben hep sevgili Başkanımızla yapmış olduğum Kaçkar trans geçişi sırtımızdaki yükü hep hissederek övünerek anlatırdım. Bu zirve onun kadar keyifli ve zorlu idi.Bana dağlarda yürümeyi ögreten,havayı koklamayı öğreten, o hamuru mayalayan benim için bir babadan farksız olan sevgili Başkanımız Kazım Atalan'a,kapılardan yolcu edip karşılayarak onurlandırdıgı için; sevgil Erol Çağlar abimize bizi evlerimizden uyumadan hava limanına ulaştırdığı için, sevgili Serdar Aykın abimizin bizi hep yanında hissettirdigi için, Sevgili Kemal Kırdil arkadaşımın bir çok desteği için, Çaglar- Olcay çiftine güzel samimi sesleri için,arayıp soran tüm Bobedaklılar için ulaşamayıp yüreklerinde dillendiren tüm dostlarımız için sonsuz teşekkürler.Ve Teşekkürün en büyüğü biricik eşlerimiz ve evlatlarımız için.Sevgili  eşim Emel Atinel ve canım oğlum Berke Doruk Atinel'e her adımımda yanımda oldukları için ömrüm boyunca tesekkürü bir borç bilirim.Hepinize saglıklı bir ömür..."

ERSİN ATİNEL